Yaşadığımız yer olan Half Moon Bay'de Ken adında evsiz bir adam vardı. Main Caddesi'ndeki köprünün altında yaşardı. Arabasında yaşar ve ahşap oymalar yapardı. Tüm ahşap oymalarını köprünün altına sıralardı ve gün boyunca orada takılırdı.O zamanlar, gerçekten çok acı verici bir boşanma sürecinden yeni geçmiştim, hayatım oldukça istikrarsızdı. Kendimi çok huzursuz ve mutsuz hissediyordum, ne yapacağımı, hayatımda neler olacağını merak ediyordum.
Bir keresinde, o zamanlar 12-13 yaşlarında olan oğlum Adam'la Main Caddesi'nde yürüyorduk. Davula yeni yeni ilgi duymaya başlamıştı.
"Baba, sana davul öğretmenlerimden birini göstermek istiyorum." dedi.
"Elbette" dedim.
Sonra beni köprünün altına, Ken'in olduğu yere götürdü. "Ken'den davul çalmayı öğreniyorum." dedi.
"Ne?! Köprünün altında yaşayan evsiz birinden davul çalmayı mı öğreniyorsun?" dedim.
"Evet, gel de gör" dedi.
Tüm bunlardan pek memnun değildim ama oraya geldim ve Ken'le tanıştım. Ve onun hikayesini öğrendim.
Ken, yakınlardaki Redwood City'de bir lisede öğretmenlik yapıyordu ve hayat ona bazı sorunlar çıkarmıştı. İşini, evliliğini, evini, her şeyini kaybetmişti. Hiçbir şeyi yoktu.
Ama köprünün altında Ken'le otururken, onun çok sakin olduğunu fark ettim. İyi görünüyordu. Hayat çok güzeldi.
"Ken, neden hayatımdan gerçekten memnun olmadığımı hissediyorum? Benim çok şeyim var, senin ise hiçbir şeyin yok. Neler oluyor? Sen hayatından nasıl bu kadar memnun olabiliyorsun?" diye sordum.
Ken bir davul çıkardı ve ona vurmaya başladı.
"Bu, her zaman mevcut olan kalp atışıdır. Kendimizin kalp atışı; hayatlarımızın kalp atışı." dedi.
Ve davulunu çalmaya başladı.
Sonra Adam -- 12 yaşında -- oturdu ve o da davul çalmaya başladı. O da oradaydı. Ve orada olduğunda, davulun ritmi onun için ortaya çıktı -- temel kalp atışıydı bu.
Böylece Adam, her Salı gecesi köprünün altına inip Ken'le birlikte davul çalan bir grup çocuğun parçası oldu. O noktada kendimi gayet iyi hissettim. Çocukların diğer velileri de iyi hissediyordu. Çocukların iyi ellerde olduğundan emindik.
Adam ve arkadaşları o temel kalp atışına nasıl ulaşılacağını öğrendiler.
Yaklaşık 20 yıl sonrasına hızlıca ilerleyelim.
Adam şimdi ne yapıyor? San Francisco'da müzik öğretmeni. Farklı mahallelerdeki okullara gidiyor. Bazen, özellikle de yoksul mahallelerde, çok kaotik olduğunu söylüyor. Bazı çocuklar evsiz veya ebeveynlerinin nerede olacağından emin değiller; bu çocukların hayatlarında çok fazla şey oluyor. Ve çocuklara davul çalmayı öğretme şekli, sınıfa girmek. Sonra, sınıfın önünde durup onlara talimat vermek yerine -- "İşte müzik budur. İşte C gamı. İşte D gamı." demek yerine -- sadece odada oturup çocukların etrafta koşuşturup birbirlerine bir şeyler fırlatmalarını ve yaptıklarını izliyor.
Daha sonra davulu çalmaya başlar.
Sonunda çocuklar davul çalmayı öğreniyorlar. Ve onları bir arada tutan ritmi buluyorlar. Müzik derslerine böyle başlıyor.
Bana evsiz olan ve babasının nerede olduğunu bilmeyen, annesinin de bazı sorunları olan bir kızdan bahsetti. Ailelerinde liseden mezun olan kimse yokmuş. Keman çalmaya başlamış ve çok heyecanlıymış. Üniversiteye gidip müzisyen olmak istiyormuş. Ve babası onu cesaretlendiriyormuş.
İşte Ken, hâlâ Half Moon Bay'deki köprünün altında. Hayatın ona neler yaptığını anlatmaya pek hevesli değil. Sadece şimdiki zamanın nabzını tutuyor.
COMMUNITY REFLECTIONS
SHARE YOUR REFLECTION
3 PAST RESPONSES
Beautiful story! Ken, I believe, is closer to Reality than most of us. He is more in tune, most likely, bc he has been stripped of many societal things and perhaps ego as well. He is truly giving of himself, and yet, has “nothing”. He hears the beat of the universe!
Whenever I go to do storytelling in classrooms, at my tipis in Fairytale Town, or elsewhere, I take my drum with me. The drumbeat is invitation to story-time, and coincidentally to refuge from the brokenness and violence of the world. Yes indeed the Universe does have a "rhythm", a "hum" like the didgeridoo (that I also sometimes use). I like to recall writer Eugene Peterson's words for this "hum" or beat of the drum, "unforced rhythms of grace", indeed like breathing slowly, unhurried and aware of our own breath.
The drum quietly calls to the heart and soul of the troubled or distracted. And when I begin to speak or chant, the drum keeps time in a cosmic way. Yes, I am a "Christian"* a follower of the one called Jesus of Nazareth, the Christ of God. And because of that surrendered following I encounter God everywhere; throughout Creation, in books I read and people too, wherever I go. I simply see in Christ the fulfillment of all the truths I encounter elsewhere. There is more good going on than we can see, and in it, in Divine LOVE (God by any name), we are far richer than we know.
*Not to be confused with institutional christianity, nor the human aberrations of "evangelicalism" nor "fundamentalism".
Hoofnote: I always conclude my times with The Two Wolves story of Cherokee and Lakota culture:
My grandfather was teaching me about life. I asked him why there was so much violence and killing in the world? He said, "There is a fight going on inside all of us.
[Hide Full Comment]It is a terrible fight and it is between two wolves. One is evil – he is anger, envy, sorrow, regret, greed, arrogance, self-pity, guilt, resentment, inferiority, lies, false pride, superiority, and ego.” He continued, “The other is good – he is joy, peace, love, hope, serenity, humility, kindness, benevolence, empathy, generosity, truth, compassion, and faith. The same fight is going on inside you – and inside every other person, too.”
I thought about it for a minute and then asked my grandfather, “Which wolf will win?”
Grandfather simply replied, “The one you feed.”
Here's to being in the heartbeat of the present. thank you for the reminder!